Tuesday, April 15, 2014

Yalandan Sıyrılmış Hayatlar

Walter Schels, 1936 yılında Almanya’da doğan çok yönlü bir sanatçıdır. Kendisini 1966’da New York’a götüren fotoğrafçılık tutkusunu keşfetmeden önce, Barcelona, Geneva ve Kanada’da vitrin düzenleyicisi olarak çalıştı. 1970’de Almanya’ya döndü, moda dergilerinde ve reklam sektöründe başarılı bir şekilde çalıştı. Schels, 1975’den itibaren birkaç yıl boyunca, “Aile” dergisi ELTERN için doğum anını yakalama ve fotoğraflama konularında seri röportajlar yaptı. “Yeni doğmuş bir çocuğun yüzünü ilk gördüğümde, işte dedim: o yüzsüz bir insan değildi; daha önceki devresini, önceki yüzünü bildiğim bir şeydi!”
Walter Schels
Sadece birkaç saniye yaşındaki çocukları fotoğraflama süreci, onun yüzlere büyük merakının gelişmesine ve ilerlemesine yardımcı oldu. Schels, kısa zamanda sanatçı, politikacı ve aydın çevrenin önde gelen kişilerinin portre çekimleriyle tanındı. Uzun yıllar boyunca, hayvan portreleri için de aynı yoğunlukta çalıştı. Çok sayıda kitap yayınladı ve pek çok sergi açtı.
ÖLÜM ÜZERİNE BİR FOTOĞRAF SERGİSİ
Ölümle yüzyüze gelmek kadar çok az şey bizi derinden etkiler. Yine de pek çok ölüm, bizim günlük hayatımızın dışında, adeta gizlice meydana gelmektedir. Toplum, ölüm ve ölümle ilgili konuları görmezden gelmekte, bunları tabu haline getirmektedir. Anlaşılan günümüz insanı atalarına oranla ölümden daha fazla korkmaktadır.
Fotoğrafçı Walter Schels ve gazeteci Beate Lakotta, hayatlarının son haftalarını, günlerini, belki de son saatlerini yaşayan ölümcül hastaların bu son anlarını paylaşmak için izin istemişler ve sonuçta, ölümün kıyısında yaşayan insanların başında tutulan bu nöbetlerden duygusal ve aydınlatıcı bir sergi ortaya çıkmıştır. Sergi, hastaların ölümden çok kısa bir süre önce ve sonra çekilmiş, siyah-beyaz büyük format fotoğraflarından oluşmakta ve ölmek üzere olan insanların deneyimlerini, ümitlerini, korkularını araştırırken onlara son bir kez daha seslerini duyurma şansı vermektedir. Walter Schels bu serginin nedenini The Guardian’a şöyle anlatıyor:
Sona ulaştığınızda her türlü yalandan sıyrılıp, daha önce hiç olmadığınız kadar gerçek oluyorsunuz. Bir fotoğrafçı olarak ben de ‘yalan olan herşeyden sıyrılmış‘ bu yüzlerin resmini çekmek istedim.
Sergide yer alan 26 hastanın tamamı, ölümlerinden kısa bir süre önce ve sonra fotoğraflarının çekilmesine izin vermişlerdir. Çoğu, son günlerini tedavisi mümkün olmayan hastalara ayrılmış hayatlarının son günlerini mümkün olduğunca az acı duyarak yaşamalarına olanak verecek şekilde hazırlanmış hastanelerde geçirmişlerdir. Zaten bu hastanelere gelenler eve bir daha asla geri dönemeyeceklerinin ve yakınlarıyla ilişkilerini düzenlemek için fazla zamanlarının kalmadığının farkındadırlar. Yine de içlerinden çok azı umudunu yitirmiştir: Fazladan bir kaç gün, vakur bir ölüm ya da ölümün herşeyin sonu olmadığı bir ümit olarak içlerinde yaşamaktadır. Walter Schels ve Beate Lakotta bu sergiyi hazırlamak için bir yıldan fazla bir süreyi Almanya’da ölümcül hastalara ayrılmış hastanelerde geçirdiler. Sanatçılar, serginin birer parçası olan bu kişilere ve yakınlarına teşekkürü bir borç bilirler.
Klara Behrens – Yaş 83
Klara Behrens fazla zamanının kalmadığını biliyordu. “Bazen daha iyi olacağımı ümit ediyorum” diyordu. “Ancak ne zaman bulantılarım başlasa, daha fazla yaşamak istemiyorum”. Tam da kendime yeni bir donduruculu buzdolabı satın almıştım. Keşke bilseydim. Şubat ayının son günüydü, güneş ışıldamakta, avluda mevsimin ilk sümbülleri tomurcuklanmaktaydı. “Gerçekten yapmak istediğim şey dışarıya çıkmak, Elbe nehrinin kıyısına gitmek. Taşlı kıyısına oturmak ve ayaklarımı suya sokmak. Aynen çocukluğumda nehrin kıyısından odun toplamaya gittiğimde yaptığım gibi. Hayatımı en baştan tekrar yaşayabilseydim herşeyi farklı yapardım. Mesela odun toplamakla uğraşmazdım. Hayatta ikinci bir şansın mümkün olup olmadığını merak ediyorum. Bence yok. Sonuçta ne görüyorsan ona inanıyorsun ve sadece ne varsa onu görebiliyorsun. Ölümden korkmuyorum. Çöldeki milyonlarca, milyarlarca kum tanesinden biri olacağım. Beni korkutan tek şey ölüm süreci. Gerçekten ne olacağını bilemiyorsun.“
Maria HaiAnh Tuyet Cao – Yaş 52
Maria Hai-Anh Tuyet Cao’nun ölüm deneyimi şüphesiz ki ruhsal hocası, Yüce (Budist) Ustası Ching Hai’nin “bu dünyanın ötesindeki herşey dünyamızdan daha iyidir, hayal edebildiğimiz veya edemediğimiz herşeyden iyidir” diyen öğretilerinden çok farklıydı. Bayan Cao, Ustasının portresini boynunda taşıyor. Ustasının önderliğindeki meditasyonlar sırasında öbür dünyayı zaten ziyaret etmiş. Öteki dünya çağrısı fazla uzakta olmasa gerek: akciğer alveolleri iflas etmiş. Yine de sakin ve neşeli görünüyor. Bayan Cao “ölüm hiç bir şeydir” diyor. “Ölümü benimsedim. Ölüm sonsuz değil, Tanrı’yı gördüğümüzde iyi olacağız. Dünyaya tekrar ancak son anlarımızda bir insanla hala bir bağımız var ise geri çağırılacağız.” Hai-Anh Cao her gün bu son an için hazırlanıyor. Ölüm anında, mutlak arınmışlığa ulaşmak istiyor.
Wolfgang Kotzahn – Yaş 57
Komodini aydınlatan güzel, renkli laleler vardı. Hemşire, şampanya kadehleri ile bir pastayı koyduğu tepsiyi hazırlamıştı. Bugün Wolfgang Kotzahn’ın doğumgünü. “Bugün 57 oluyorum. Asla bu kadar yaşlanacağımı düşünmemiştim ama asla bu kadar genç öleceğimi de tahmin etmemiştim. Ama ölüm sizi herhangi bir yaşta yakalayabilir.” Altı ay önce, münzevi muhasebeci kendisine konulan tanı ile sersemlemişti: akciğer kanseri, ameliyat edilemez. Bay Kotzahn “Tam bir şok yaşadım. Ölümü asla aklıma getirmezdim, benim için sadece hayat vardı” diyor. “Ölümü bu kadar kolay kabullenmiş olmam beni şaşırttı. Şimdi burada yatmış ölümü bekliyorum. Ama sahip olduğum her geçen gün hayatın keyfini çıkarıyorum, her anı sonuna kadar yaşıyorum. Daha önce bulutlara hiç dikkat etmemiştim. Şimdi herşeyi tamamen farklı bir perspektiften algılıyorum: penceremden görünen her bir bulut, vazomdaki her bir çiçek. Birdenbire herşey bir anlam kazandı.
Heiner Schmitz – Yaş 52
Heiner Schmitz kendi beyin MR görüntülerinde hasta bölgeleri gördüğü anda fazla zamanının kalmadığını anladı. Schmitz, hızlı konuşan, konuşkan, çabuk kavrayan, düşüncelerini iyi ifade edebilen ama kesinlikle yüzeysel olmayan birisi. Reklamcılıkla uğraşıyor. Öyle bir alan ki, herkes her zaman zirvede olmalı- en tepede. Doğal olarak. Heiner’in arkadaşları onun üzülmesini istemiyorlar. Dikkatini başka şeylere çekmeye çalışıyorlar. Her zaman yaptıkları gibi hastanede onunla futbol seyrediyorlar. Bira, sigara, hastane odasında bir parti havası var. Çalıştığı ajanstaki kızlar ona çiçek getirmişler. Çoğu ziyaretçisi çift olarak geliyor, çünkü onunla tek başına kalmak istemiyorlar. Ölüme mahkum edilmiş birisiyle ne konuşabilirsin ki? Hatta bazıları giderken “acil şifalar” diyorlar. “İnşallah yakında yine bizimlesin, ahbap!” “Hiç himse ne hissettiğimi sormuyor” diyor Heiner Schmitz. “Çünkü deli gibi korkuyorlar. Esas konudan deliler gibi kaçmaları, olur olmaz her konuda konuşmaları benim için çok üzücü. Anlamıyorlar mı? Ben öleceğim! Yalnız kaldığım her an düşündüğüm tek şey bu.”

No comments:

Post a Comment